HATIRA DEFTERİ

Ayrıntılar

BABA ÇOK UYKUM VAR

Irgatlık zamanıdır ve işler çok yoğundur.Hürünün Kızıgilin Hacı Abdullah, durmak dinlenmek bilmemekltedir.Yalnızca kendisi mi? Hayır, bütün ev halkı yorucu işlere ve uykusuz gecelere hazırlıklı olmalıdır.

Gün boyu düven süren Mustafa Alpaydın, gece boyunca da sap çekmek zorundadır. Çünkü babası Hacı Abdullah böyle istemektedir. Kardeşi Resul ve Hoşumlu Köyü’nden eniştesi ile birlikte gece sap çekmektedir. Tarla çok uzaktır. Sapı yüklerler, malzemeleri toplarlar, atın yem torbasını arabaya atarlar ve yola çıkarlar. En azından atın torbasını attıklarını zannederler. Bir süre yol aldıktan sonra atı  dinlendirmek isterler. Ata yem torbasını takmak isterler ama torba yoktur. Eniştelerini torbayı araması için tarlaya gönderirler. Gündüz düven süren, gece sap çeken Mustafa Alpaydın çömelir ve eniştesi gelene kadar dinlenmek ister. Uykuya yenik düşer ve çömeldiği yerde uyur. Eniştesi atın yem torbasını bulur getirir. Bir müddet ilerledikten sonra araba devrilir, sap dökülür. Yükü tekrar yüklerler harmana dönerler. Kuşluk vakti gelmiştir.Gece boyunca getirilmesi gereken üç dört araba sap getirilememiştir. Hacı Abdullah kızmaktadır. Şimdi hazır ol Mustafa Alpaydın. Yorgunluğuna mı, uykusuzluğuna mı, yediğin fırçalara mı, yoksa hepsine birden mi katlanırsın. Tercih senin

 

YAPMA MEMUR BEY

 

 

Yıl 1970. Şahan Emminin ev ihtiyacı var. Evin yapımında kullanılacak ağacı temin etmesi gerekiyor. Bunu için en uygun olan, devletin uygun fiyata verdiği “İhtiyaç ağacıdır”. Bunun için Çekerek Orman İşletmesi Şefliğine müracaat eder. Şef, Şahan Emmiye 4 metreküp ağaç verir. Bu miktarda ki ağaç Şahan Emminin işini görmez. Üstelik Şahan Emmiden başka herkes ihtiyacı kadar ağaç alır.

Bunun üzerine çok sinirlenen Şahan Emmi Amasya Orman İşletme Müdürlüğüne kadar gider. Durumunu burada da anlatır. Ama isteği kabul görmez. Şef haklı görülür. Şahan Emmi hakkını aramakta kararlıdır. Ankara’ya, Orman Bakanlığına gider. Derdini dinleyen birini bulmuştur. Şahan Emmi Ankara’dan boş dönmez. Bir elinde Çekerek Orman İşletmesi şefinin Aydın’a tayin yazısı, diğer elinde ihtiyacı olan 16 metreküp ağacı alacağına dair yazı.

Şahan Emmi ihtiyacı miktarında ki ağacı alıp dönerken, sürgüne gönderilen orman şefi hazırlıklarını yapmaya başlamıştır.

Aman siz siz olun, Şahan Emmiyle uğraşmayın. Benden söylemesi.

DİLİM AZIMDA MI?

Arifgilin Salim Doğan’ın gençlik yılları… Salim emmi İstanbul’da bir fabrikada işçi olarak çalışmaktadır. Bir gün fabrikanın önünde bir adamın oturup bir şeyler yeyip içtiğini görür. Merak eder. Merakını giderilebilmesi için adamın oradan gitmesi gerekir. Bir müddet sonra adam bulunduğu yerden ayrılır. Meraklı Salim emmi adamın bıraktığı şeyleri inceler. Şişenin içinde bir miktar içecek kalmıştır. Salim emmi bu yaşa kadar su, ayran ve çaydan başka bir şey içmemiştir. Şişede kalan içecek  bunların hiç birine benzemez.

Kötü bir şey olsa adamda içmezdi diye düşünür. Şişede kalan içeceği bir yudumda içer. Ne içtiğini bilmediği içecek rakıdır. Bir müddet sonra kendisinde değişiklikler başlar. Dili uyuşur. Sanki ağzında dili yoktur.

Hızlı adımlarlar fabrikaya döner. Karşısına çıkan Musa Çağlayan’a seslenir.

- Musa emmi Musa emmi ! Bak hele  dilim ağzımda mı ?

TOPA BÖYLE VURULUR

Rahmetli Salim Yılmaz’ın (Solakgilin Salim) İstanbul’da çalıştığı yıllar. Her gün olduğu gibi işe gidip geliyor. Bir gün yine hızlı hızlı giderken birkaç çocuk sesi duyar. Çocukların topları kaçmıştır Salim emmiden yardım isterler. Bulundukları yer biraz meyillidir. Çocuklar yukarıda, Salim emmi aşağıdadır. İyi niyetli olan Salim emmi topa hızlı bir şekilde vurursa cocuklara ulaştırabileceğini düşünür. Düşündüğü gibi topa hızlı bir şekilde  vurur. Fakat top birkaç metre bile ileriye gitmez. Görünüşteki top , top değildir.Topun içinde kum doludur. İyi niyetli Salim emminin ayakkabısına kan dolmuştur ve canı acımaktadır.

Çocuklar yapacağını yapmıştır ve gülmektedirler.Salim emmi orayı terk ederken, kim bilir şakacı çocuklar aynı şakayı başka birisine yapmayı düşünüyordur.

BANA BİR TOKAT FAZLA ATTIN

Hameşgilin Mehmet Erol(dedem) ile Duvacıgilin Süleyman Erdinç iki komşudurlar. Her nedense aralarında ki bir sorundan dolayı bir birlerine bağırıp çağırmaktadırlar. Hanımları da olaya karışmaktadır. Bir başka komşu olan Memogilin Hacı tarladan yeni gelmiştir. Olaya müdahale eder. İki tarafı da yatıştırmaya çalışır. Evlerine göndermek için mücadele eder. Bunda başarılı olamayınca, komşuluk hatırını da dikkate alarak bunlara birkaç tokat atar.

Mehmet Erol evine gider ama Süleyman Emminin eve gitmeye niyeti yoktur. Hala bağırıp çağırmaktadır. Hacı Emmi, daha niye uzatıyorsun, evine git artık der. Bunun üzerine Süleyman Emmi, O na iki tokat atarken bana üç tokat attın, haksızlık oldu der.

 

BİRAZ RAHATSIZ OLDUM

Rahmetli İbrahim  Hocadan dinlemiştim:

İbrahim Hoca bir gün bir eve misafir olur.Misafir olduğu kişiyle fazla da samimi değildir. Yemek ve ikram faslından sonra çay içmektedirler. Ev de televizyon açıktır.Çocuklar televizyon izlemektedir. Televizyonda zaman zaman uygunsuz sahneler çıkmaktadır. İbrahim Hoca kalben rahatsız olur ama televizyonu kapatın da diyemez. Kalp ağır basar ve çok geçmeden televizyon patlar.

 

İSTANBULLU

Yıl 1940'lar. Osman Erol 20 yaşında bir gençtir.Amca kızı ile nişanlıdır.Osman amca kızını çok istemesine rağman bu istek karşı tarafta pek rağbet bulmaz. Amca kızı Osman’ı istememektedir.

Irgatlık zamanıdır. Tarlada ekin biçilmektedir. Ekin biçilir, işler yoluna mutlaka girer ama bu nişanlılık döneminde  Osman Erol hiç mutlu değildir. Tarlada ekin biçen Osman Erol, babasıyla bu konuda tartışır.Babasına ve amcasına kızar, tırpanı atıp tarlayı terk eder. Bu terk ediş aralıksız yirmi yıl sürer. Nerede, ne yapıyor kimse bilmemektedir. Annesi Güley, yanar tutuşur. Osman türküsüyle uzun yıllar söylenir. Artık Osman’dan ümit kesilmiştir. Nasıl kesilmesin ki. Tam yirmi yıl olmuştur.

O dönemlerde İstanbul’a kimse gidip gelmez. Şakir Aydın, askerliğini İstanbul’da yapmaktadır. Bir çarşıda dolaşırken bir hamalla karşılaşır. Bu köylüsü Osman’a benzemektedir. Orada tanışıp sohbet ederler. Askerden köye dönüce müjdeli haberi annesi Güley’e verir. Güley ebe ümidini kestiği oğlunun yaşadığı haberini alınca çok sevinir. Büyük oğlu Yusuf’u belirtilen adrese gönderir. Abi Yusuf Osman’ı ikna edererek köye getirir. Osman artık kırk yaşındadır.

Köylü, Osman’a yeni ismini çoktan vermiştir. Artık onun adı Osman değil, “İSTANBULLU” dur.Ölene kadarda böyle anılacaktır.

 

   

HAVA DURUMU  

   

Facebook'ta Paylaş  

primi sui motori con e-max.it
   

ZİYARETÇİ SAYISI  

   

HAZIRLAYAN  

Bayram EROL
Özgeçmişim
   

İLETİŞİM ADRESİ  

   
Bu sitenin tasarımı Ahmet EROL tarafından yapılmıştır ve Sitemiz 18.12.2007 tarihinde yayına başlamıştır.